GEBELİK SONRASI DEPRESYONU

Doğum sonrası dört hafta içinde başlayan depresif şikâyetler gebelik sonrası depresyonu olarak adlandırılır. Her 10 gebenin ikisinde görülmektedir.

Doğum sonu dönemde kadınlarda duygulanımda dalgalanma ve depresyon belirtileri oldukça sık olup “ annelik hüznü ‘’ olarak adlandırılır. Bu tablo kolay ağlama, kendini değersiz ve yetersiz hissetme, halsizlik, motivasyon kaybı, isteksizlik, hayattan zevk alamama, tahammülsüzlük, karamsarlık, gibi depresyon belirtileriyle ortaya çıkar. Bu tablolar değişik şiddette görülebilir. Çoğunlukla anneye destek ve güven vermekle ilaç olmaksızın 10 gün içinde düzelir ancak şikâyetleri süren ya da giderek artan kişilerde tedavi şarttır.

Doğum sonrası dönem depresyona yatkınlık yaratır, bu dönemde depresyonlar sık olarak görülmektedir. Bu tablolar, hem annenin hem de bebeğin bakımını engeller. Bunların oluşumunda annenin henüz doğuma ve anneliğe hazır olmaması ya da bu konuda yaşanan çelişkili duygular, istenmeyen bebek olması, bebeğin doğumunun anneye ya da aileye getirebileceği olumsuz katkıların bulunması, boşanma gibi kararların ertelenmesi ya da bunların gerçekleşme olasılığının doğum nedeniyle ortadan kalkması, annenin daha önceden geçirdiği depresyon öyküsü, çocukla ilgili sağlık ve bakım sorunları gibi etkenler rol oynamaktadır.

Evlilikte gerginlik, bebekle ilgili sağlık sorunları, sosyal destek eksikliği gibi zorlayıcı durumlar gebelik sonrası depresyon riskini artırır. Çocuklukta cinsel suistimal veya travma geçmişi, gebelik konusunda kafasını karıştıran olumsuz hisler ve bir anne olarak yeni rolüyle ilgili yaşadığı zorluklar kişiyi gebelik sonrası depresyona sokacak psikolojik faktörler arasındadır.

En önemli risk faktörü anne adayının kendisinin ya da ailesinin depresyon geçmişinin varlığıdır. Daha önceki gebeliklerde geçirilmiş depresyon, adet öncesi ruh hali sendromu varsa risk artmıştır.

Depresif duygular sağlıklı insanlarda istenmeyen ya da hayal kırıklığına neden olan yaşamsal olaylar karşısında ortaya çıkan, sıkıntı, üzüntü ve keder içeren duygusal tepkiler olup, yaşamın normal bir parçası olarak kabul edilebilir. Ancak ruhsal bir rahatsızlık olarak kabul ettiğimiz depresif bozukluk duygusal bir tepkiden çok daha şiddetli ve kişinin yaşamını olumsuz olarak etkileyen, hatta onun tüm yaşamsal işlevlerini bozan bir durumdur. Temel özellikleri arasında kederli ve karamsar duygu durumu, kötümser düşünme, gelecek hakkında umutsuzluk, hayattan zevk alamama, unutkanlık, alınganlık, sıkıntı hissi, dikkatini toparlamakta güçlük, enerji azlığı, düşünce ve vücut hareketlerinde ağırlaşma yavaşlama, iştah ve uyku düzensizlikleri yer alır.

Psikoz, gebelik depresyonunun daha ileriki boyuttaki bir formudur. Az rastlanmakla beraber psikoz anneyi ve çocuğu korumak için derhal tıbbi tedaviyi gerektiren yaşamı tehdit edici acil bir durumdur. Psikoz varsa şu belirtiler gözlemlenir; hiç kimse olmadığı halde sesler duyma, bebeğe zarar verme ile ilgili fikirlere kapılma, hızlı kilo kaybı ve yemek yemeyi reddetme, uykusuzluk, düşünceleri kendisine ait değilmiş gibi hissetme, acıdan kurtulmak için kendine zarar verebileceği korkusu.

Gebelik gerçekte ailenin yaşam döngüsündeki en stresli ve endişe üreten dönemlerden biridir. Yeni anneler doğumdan sonraki ilk sene içinde depresyona özellikle yatkındırlar. Bir çocuğun bakımını üstlenmenin bunaltıcı talepleriyle birlikte insanın eşiyle geçirdiği zamanın kaybı, özgürlüğün ve alışılmış gündelik hayatın kaybıda yanında gelmektedir. Yaşamlarının bir daha asla eskisi gibi olmayacağının bilinciyle yeni yaşam tarzına uyum sağlamaya çalışırken bu bütün aile içinde bir mücadele zamanıdır.

Tedaviyle ilgili kararlar belirtilerin ciddiyetine göre değişmektedir. Antidepresan ilaç kullanımı aile ve çift terapisi ile birlikte gereklidir, aile terapisi aileyi depresyonu daha iyi anlama ve anneye destek kaynağı olmasını sağlamak açısından önemlidir.

Anne adaylarının hayatındaki stres etkenlerini saptayıp azaltmaya çalışmak, bir destek sistemi oluşturmak depresyon riskini azaltacaktır.

Uzm. Dr. Ava Şirin Tav - Psikiyatrist - Antalya